20 Eylül 2015 Pazar

Kaş ile Düş Arasında (1)

Bu yazı güzelim Kaş, güzelim yol arkadaşlarım (aykaraduman/bernarchy) ve onlarla çıktığım ümitli yolculuklara ithaf olacaktır.


Çıktığımız her yola güzel ümitlerle başlıyoruz birlikte. Hayır ‘yolda olmak’ felsefesi yapmayacağım şimdi burada. O başkaları tarafından fazlasıyla yapıldı. Ama yol arkadaşlarını tanımak, yolları paylaşmak, yolda için dolup taşarken içini duru tutup dönmek var. Sonra belleğine eklediğin yeni hikayeler, yeni sular, yeni ötüşler ve öpüşler, her seferinde başka tepelerden gün doğumlarını gün batımlarını izlemek var. Güneş aynı güneş kabul. Her gün doğup batan güneşi ritüellerle karşılayıp uğurlamasak hayat geçmek bilmezdi. Napalım hayatta böyle ufak teselliler yaratıyoruz kendimize. Sonra da buna kısa süreli iyileşmeler diyoruz. Herkesin yolu çeşit çeşit iyileşmeye.


İstanbul’dan Dalaman Havaalanı’na -yeter ki gidelim-


Temmuz sonunda çıkacağımız yol için önceden hızlı bir planla ucuza uçak biletlerimizi ve ardından konaklayacağımız en uygun pansiyonu bulduk. Ucuzculuk ve şanslı gezginlik bizden sorulur. İstanbul’da binbir zorluklarla ulaştığımız Sabiha Gökçen Havaalanı’nda uçuşumuzdaki rötarı öğrendiğimizdeyse üzülmedik çünkü Dalaman’a geç saatte varacak oradan Kaş’a geçmek için yeni ulaşım yollarına bakacaktık ve pansiyon rezervasyonumuzdan önce orada olacaktık. Bu vakti yollarda geçirmek işimize geldi. Dalaman havaalanına indiğimizdeyse açık alanında çekirdek çitleyip çeşitli komiklikler şakalar yaparak yolculuk sarhoşluğumuzu resmen başlatmış olduk. Kaş’a ulaşma konusundaki planlarımızsa şöyle şekillendi. Dalaman’dan servisle Fethiye’ye ulaşacak oradan da Kaş’a giden otobüslere binecektik. Zaten bunun dışında pek bir alternatif yol yoktu bütçemiz için. (Diğer seçenekse taksilerle doğrudan Kaş’a geçmek.) Fethiye merkezde geç saatte yapılabilecek alternatif bir şey olmasa da orada beklemekte karar kıldık sonuçta İstanbul’da hayatta kalmayı başarmış insanlar olarak Fethiye’de niçin kalmayalım-dık.


Fethiye Otogarı -göz yogası-


Fethiye otogarı tahmin ettiğimiz gibi indiğimiz andan itibaren yabancılık çekmeyip kendimize gece yuvası yaptığımız yeni mekanımız oldu. O esnada benim gözlerim durur mu yol yorgunluğu uykusuzluk vs.den çokça sulanıp kaşınmaya başladı. Hazırsanız burada size Fethiye otogarında göz yogası maceramdan bahsedeceğim. Otogarda gecenin bir vakti plastik sandalye tepesinde ayaklarımız valizlerimize uzatılmış haldeyken yanımdaki taşınabilir yoginim (bernarchy) "gözünü kırpma mumu -kendisi bana mumu diyor- , gözünü kırpma, yapabilirsin, vücudun senin kontrolün altında, konsantre olursan yapabilirsin" gibi şeyler söylemeye başladı. Söylediğine göre bu bana iyi gelecekti. Bense pek tabii ki "saçmalama gözümü kırpmadan nasıl durabilirim" gibi nemrutluklarla muhaliflik ettim kendisine. Çünkü gözünüzü kırpmadan bi durur musunuz? Neyse bernarchy işte orada daha önce deneyimlediği göz yogasından bahsetti. Tamam, iyi, güzel, hoş vücudum benim kontrolüm altında, ona istediğimi yaptırabilirim. Ne tatlı sözler ama olmuyor imkansız işte derken derken. Bizimki yanımda göz yogasına durmasın mı? Gözlerinden yaşlar akıtıp oturmasın mı? E iyi bari ben de biraz deneyeyim dedim. Çünkü gecenin o saatinde otogarda plastik sandalye tepesinde başka ne yapabilirdim? Sonuç olarak evet biraz başardım, karşılıklı sandalye tepelerinde gözlerimizden yaş akıtıp oturduk. Şimdi ben burada göz yogasını biraz saptırmış olabilirim kabul, siz bu konuyu yine de bir bernarchy’den dinleyin. 
Sabaha karşı üçe doğru ise bizi Kaş’a götürecek otobüs geldi ve yeni yolculuk sarhoşlukları için yola koyulduk.



Fethiye’den Kaş’a -dağ ile olan azımsanamayacak hikayem-


İdareten açık gözlerimi Kaş’a doğru yola çıkarken artık kapatabilmiştim ama belirsizlik hep diken üstünde tutuyor insanı. En azından beni. Bilmediğim bir yeni yer’e varacak olmak uykumla arama giriyor. Bildiğim yeni olmayan bir yer’e varacak olsam da muhtemelen böyle olurdu. Çünkü o yer’lerden gittiğinizde o yer’ler aynı kalmıyor. Gözleriniz ya da onlarda aynı kalmıyor oralara aynı bakmaya. Sonuçta işte hep uykuyla aramıza girecek bir sebep oluyor. Gözümü her açışımda dağ ile burun burun kalıyorum yol boyu. Kafamı her yana savuruşumda denizle. Ne güzel deyip uykuya çekilmeye çalışırken "ölüme çok yakınız bu yolda her virajda" diyor sonra yine dağ ile burun buruna kendime yeni tekrarlar çıkarıyorum. Dağları çok severim. Dağlarla burun buruna kalmak da benim için azımsanamayacak bir hikaye. O yüzden tüm yollar bittiğinde dağ ile burun buruna kalışımı aklımdan çıkaramam.


Gece karanlıkta her şey filmleşir daha net filmleşir. İki saate yakın yolculuğun sonunda Kaş’a vardığımızdaysa gün aydınlanmaya başlamıştı. Karanlıkta yalnız kaldığımızda var olan bizi, hikayelerimizi, dramlarımızı geride bırakabilirdik. Gece ile gündüzün hikayelerimize farklı katkılarından da bahsetmeyeceğim şimdi. O da başka bir zamanın konusu. (1)
devam edecek

1 yorum: